9/12/2014

AYNI YILDIZIN ALTINDA - THE FAULT IN OUR STARS


J.GREEN

[ A.B.D EN ÇOK SATANLAR YAZARI –U.S.A BESTSELLER AUTHOR ]
 
 
Dünya çapında en çok okunanların yazarı J.Green’in -sanırım- en çok okunan kitabı; Aynı Yıldızın Altında. 2012’in en iyi romanı seçilmiş bu kitapta, kansere yakalanmış iki gencin, inanılmaz aşkı konu olmuş. Green kitabında çok ama çok basit bir anlatım kullansa da kurgu, kitabı okunur kılan şey. Eğer bu anlatımla başka bir gençlik romanı yazıp kurgusu da iyi olmazsa okunmaz… Okunamaz. Çünkü cidden basit bir anlatım var ki dediğiniz tek şey şu oluyor; “Tanrı aşkına! Bu mudur? Şu güzel aşkı, bu kadar sıradan gösteren nedir? Neden bu kadar basitmişçesine her şey? Olamaz.” Birçoğunuz bunu demedi, çünkü kitap duygusal anlamdan güçlüydü ve bizler ağlarken kitabın ne kadar iyi olup olmadığını sorgulayamıyoruz.
Gelelim karakterlere… Hazel Grace Lancaster; On altı yaşında ölümcül bir kansere sahip ve kaderi çoktan tamamlanmıştı… Annesinin zorla gönderdiği, kelimenin tam anlamıyla İsa’nın Kalbinde, kaderinin tekrar yazılacağını bilmeden, hayatını ciğerlerine nefes pompalayan bir aletle geziyordu. Ve ölümünü beklemekten başka bir şeyi yoktu… Aynı kitap, aynı sıkıcı programlar ve her gün aynı duvarlar… Ta ki hayatına birden giriş yapan Augustus Waters’a kadar.
Yakışıklı, espritüel ve inanılmaz çekici bu çocuğumuz, Hazel’ın kaderinin yeniden yazılmasına neden olur. Amansızca yaşayan Hazel, o destek grubunda, Gus’un korkusunu öğrendikten sonra, ilk defa söz alır! Unutulmaktan korkan bir çocuğa, hiç de yardımcı olmayacak sözler sarf etse de Gus tarafından, toplantıdan sonra, iltifat alacağını düşünmez bile…
 
“Ne var?”
“Yok bir şey.” dedi.
“Bana niye öyle bakıyorsun?”
Augustus, hafifçe tebessüm etti. “Çünkü güzelsin…”
 
Peki, Hazel, öleceğini bile bile birine bağlanabilir mi? Kendisinin el bombası olduğunu düşünürken nasıl olur da Augustus’un hayatını mahvetme hakkını kendinde görebilir? Kader yeniden yazılır, Tanrı, bu iki kanserli gencin yıldızlarını bir araya getirir…
Gus, kendine aşık etmek için her şeyi yaparken, ona aşık olmamak elde bile değildir. Hazel’ın en sevdiği kitabın yazarına ulaşan Gus, yazara bir elektronik posta gönderir. Cevabı geldiğinde ise Hazel’ı arar ve cevabı okumaya başlar. Hazel, Gus’a okuttuğu kitabın yazarından gelen bu cevabın şakadan ibaret olduğunu düşünse de gerçekler ortadadır. Hazel, kendisi için, o âşık olduğu kitabın yazarıyla iletişime geçen Gus’a âşık olur.
 Kitabın başında sonuna kadar bir kahkaha havası hâkim. Bir anda gülüp bir anda ağlatabilen bir kitap olmasına rağmen öyle iyi harmanlanmış ki bu bize absürd gelmiyor. Hatta kitaba ayrı bir tat katıyor. Gus, dilek hakkını, âşık olduğu bir kız için harcarken, Hazel, buna laik olduğunu düşünerek, bir kez daha âşık oluyor. –Spoiler vermeden yazmak zor arkadaşlar. Yoksa bu kadar düz yazmazdım.-
 Birlikte Amsterdam’a gitmeleri gerek! Van Houten’ı görmek için. Fakat gitmelerinden bir hafta önce, Hazel’ın ciğerleri akıl almaz derecede suyla doluyor. Ve hastaneye kaldırılmak zorunda kalıyor. Tanrı, yine oyununu oynarken, Amsterdam’a gitmesine, doktorlar izin vermiyor. Oysa o küçücük sonsuzluğunda, kendisine binlerce sonsuzluk bahşeden Augustus ile oraya gitmekten başka bir isteği yok. Hayatının son günleri olabilir.
 Ve yazar ile o kitabın sonu hakkında konuşmak zorunda. Ayrıca, Gus’un dilek hakkını böylesine bir şey için kaybetmesine izin veremez. Sonuçta dünya bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil. Her şeyden sonra, Amsterdam’a gitmenin bir yolunu buldular. Ama gitmelerine değdi mi? Belki Van Houten konusunda sıkıntı yaşamış olsalar da harika bir yemek ve Gus’un tek ayağı olan bakirler grafiğinde, hareket yaşanması ile sonuçlandı! Ve bu ikisi için de en iyisiydi.
 Aşklar, her zaman bir acı tarafından bölünür. Gus, ayağındaki kanserin, tüm vücuduna yayıldığını Hazel’a söylediğinde, büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Hayat yine ters köşe yapmıştır.
 Ve Green inanılmaz dramatize yeteneğini işte tam da burada konuşturmuştur. Kitap boyunca kahkahalarımız kesilmezken, bir anda her şeyin alt üst olması okuyucuyu daha da derinden etkiliyor.
 
Kişisel görüşümse arkadaşlar, beni en çok ağlatan kısım Isaac adlı, iki gözü görmeyen bir karakterin, ön-cenaze konuşmasında yaptığı konuşma. “Ama şunu söyleyeyim, geleceğin bilim adamları icat ettikleri robot gözleri denememi istediklerinde onlara defolup gitmelerini söyleyeceğim, onsuz bir dünya görmek istemiyorum.” Burada gözyaşlarımı tutamadım. Ciddi anlamda ağlamaya başladığım kısım budur ki benim için esas olan aşktan öte olan dostluktur.
Green, dostluğu ve aşkı çok iyi yazabilen bir yazar. Bunu diğer kitaplarında da görüyoruz sıkça, Alaska’nın Peşinde’de Miles ile Albay, Kâğıttan Kentler’de Quentin ile Radar ve Ben, İlk Aşk’tan Colin ile Hasan… Hepsi, etkileyici derecede güçlü ilişkilere sahipler…
Kitabın aldığı ödüller;
·       Time dergisi, 2012′nin En İyi Romanı
·       Goodreads, 2012′nin En İyi Genç Yetişkin Kitap Ödülü
·       New York Times’ın En Çok Satanlar Listesinde 1' ncilik
·       Wall Street Journal’ın En Çok Satanlar Listesinde 1' ncilik
·       Amazon’un En Çok Satanlar Listesinde 1' ncilik
·       Indiebound’un En Çok Satanlar Listesinde 1' ncilik
 Aynı Yıldızın Altında, 2014 yılının Haziran ayında uyarlama olarak vizyona girdi. Okuyucusu kadar izleyicisi de çok olan filmde Shailene Woodley, Ansel Elgort başrol oynadı.
Film 16 dalda aday gösterilip bunların yalnızca üçünde başarısız olarak 12sinde başarılı olmuştur. Yine kişisel görüşümse, en iyi kitap-film uyarlamasıydı.







 
Okuduğunuz için teşekkürler. Green’in diğer kitaplarını da yavaş yavaş yayınlayacağım.
 
 
 
 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder