
J.GREEN
[
A.B.D EN ÇOK SATANLAR YAZARI –U.S.A BESTSELLER AUTHOR ]
Dünya
çapında en çok okunanların yazarı J.Green’in -sanırım- en çok okunan kitabı;
Aynı Yıldızın Altında. 2012’in en iyi romanı seçilmiş bu kitapta, kansere
yakalanmış iki gencin, inanılmaz aşkı konu olmuş. Green kitabında çok ama çok
basit bir anlatım kullansa da kurgu, kitabı okunur kılan şey. Eğer bu anlatımla
başka bir gençlik romanı yazıp kurgusu da iyi olmazsa okunmaz… Okunamaz. Çünkü
cidden basit bir anlatım var ki dediğiniz tek şey şu oluyor; “Tanrı aşkına! Bu
mudur? Şu güzel aşkı, bu kadar sıradan gösteren nedir? Neden bu kadar
basitmişçesine her şey? Olamaz.” Birçoğunuz bunu demedi, çünkü kitap duygusal
anlamdan güçlüydü ve bizler ağlarken kitabın ne kadar iyi olup olmadığını
sorgulayamıyoruz.
Gelelim
karakterlere… Hazel Grace Lancaster; On altı yaşında ölümcül bir kansere sahip
ve kaderi çoktan tamamlanmıştı… Annesinin zorla gönderdiği, kelimenin tam
anlamıyla İsa’nın Kalbinde, kaderinin tekrar yazılacağını bilmeden, hayatını
ciğerlerine nefes pompalayan bir aletle geziyordu. Ve ölümünü beklemekten başka
bir şeyi yoktu… Aynı kitap, aynı sıkıcı programlar ve her gün aynı duvarlar… Ta
ki hayatına birden giriş yapan Augustus Waters’a kadar.
Yakışıklı,
espritüel ve inanılmaz çekici bu çocuğumuz, Hazel’ın kaderinin yeniden
yazılmasına neden olur. Amansızca yaşayan Hazel, o destek grubunda, Gus’un korkusunu
öğrendikten sonra, ilk defa söz alır! Unutulmaktan korkan bir çocuğa, hiç de
yardımcı olmayacak sözler sarf etse de Gus tarafından, toplantıdan sonra,
iltifat alacağını düşünmez bile…
“Ne
var?”
“Yok
bir şey.” dedi.
“Bana
niye öyle bakıyorsun?”
Augustus,
hafifçe tebessüm etti. “Çünkü güzelsin…”
Peki,
Hazel, öleceğini bile bile birine bağlanabilir mi? Kendisinin el bombası
olduğunu düşünürken nasıl olur da Augustus’un hayatını mahvetme hakkını
kendinde görebilir? Kader yeniden yazılır, Tanrı, bu iki kanserli gencin
yıldızlarını bir araya getirir…
Gus,
kendine aşık etmek için her şeyi yaparken, ona aşık olmamak elde bile değildir.
Hazel’ın en sevdiği kitabın yazarına ulaşan Gus, yazara bir elektronik posta
gönderir. Cevabı geldiğinde ise Hazel’ı arar ve cevabı okumaya başlar. Hazel,
Gus’a okuttuğu kitabın yazarından gelen bu cevabın şakadan ibaret olduğunu
düşünse de gerçekler ortadadır. Hazel, kendisi için, o âşık olduğu kitabın
yazarıyla iletişime geçen Gus’a âşık olur.
Kitabın başında sonuna kadar bir kahkaha
havası hâkim. Bir anda gülüp bir anda ağlatabilen bir kitap olmasına rağmen
öyle iyi harmanlanmış ki bu bize absürd gelmiyor. Hatta kitaba ayrı bir tat
katıyor. Gus, dilek hakkını, âşık olduğu bir kız için harcarken, Hazel, buna
laik olduğunu düşünerek, bir kez daha âşık oluyor. –Spoiler vermeden yazmak zor
arkadaşlar. Yoksa bu kadar düz yazmazdım.-
Birlikte Amsterdam’a gitmeleri gerek! Van
Houten’ı görmek için. Fakat gitmelerinden bir hafta önce, Hazel’ın ciğerleri
akıl almaz derecede suyla doluyor. Ve hastaneye kaldırılmak zorunda kalıyor. Tanrı,
yine oyununu oynarken, Amsterdam’a gitmesine, doktorlar izin vermiyor. Oysa o
küçücük sonsuzluğunda, kendisine binlerce sonsuzluk bahşeden Augustus ile oraya
gitmekten başka bir isteği yok. Hayatının son günleri olabilir.
Ve yazar ile o kitabın sonu hakkında konuşmak
zorunda. Ayrıca, Gus’un dilek hakkını böylesine bir şey için kaybetmesine izin
veremez. Sonuçta dünya bir dilek
gerçekleştirme fabrikası değil. Her şeyden sonra, Amsterdam’a gitmenin bir
yolunu buldular. Ama gitmelerine değdi mi? Belki Van Houten konusunda sıkıntı
yaşamış olsalar da harika bir yemek ve Gus’un tek ayağı olan bakirler
grafiğinde, hareket yaşanması ile sonuçlandı! Ve bu ikisi için de en iyisiydi.
Aşklar, her zaman bir acı tarafından bölünür.
Gus, ayağındaki kanserin, tüm vücuduna yayıldığını Hazel’a söylediğinde, büyük
bir hayal kırıklığı yaşar. Hayat yine ters köşe yapmıştır.
Ve Green inanılmaz dramatize yeteneğini işte
tam da burada konuşturmuştur. Kitap boyunca kahkahalarımız kesilmezken, bir
anda her şeyin alt üst olması okuyucuyu daha da derinden etkiliyor.
Kişisel
görüşümse arkadaşlar, beni en çok ağlatan kısım Isaac adlı, iki gözü görmeyen
bir karakterin, ön-cenaze konuşmasında yaptığı konuşma. “Ama şunu söyleyeyim, geleceğin
bilim adamları icat ettikleri robot gözleri denememi istediklerinde onlara defolup
gitmelerini söyleyeceğim, onsuz bir dünya görmek istemiyorum.” Burada gözyaşlarımı
tutamadım. Ciddi anlamda ağlamaya başladığım kısım budur ki benim için esas
olan aşktan öte olan dostluktur.
Green,
dostluğu ve aşkı çok iyi yazabilen bir yazar. Bunu diğer kitaplarında da
görüyoruz sıkça, Alaska’nın Peşinde’de Miles ile Albay, Kâğıttan Kentler’de
Quentin ile Radar ve Ben, İlk Aşk’tan Colin ile Hasan… Hepsi, etkileyici
derecede güçlü ilişkilere sahipler…
Kitabın
aldığı ödüller;
·
Time dergisi, 2012′nin En İyi Romanı
·
Goodreads, 2012′nin En İyi Genç Yetişkin
Kitap Ödülü
·
New York Times’ın En Çok Satanlar
Listesinde 1' ncilik
·
Wall Street Journal’ın En Çok Satanlar
Listesinde 1' ncilik
·
Amazon’un En Çok Satanlar Listesinde 1'
ncilik
·
Indiebound’un En Çok Satanlar Listesinde
1' ncilik

Film
16 dalda aday gösterilip bunların yalnızca üçünde başarısız olarak 12sinde
başarılı olmuştur. Yine kişisel görüşümse, en iyi kitap-film uyarlamasıydı.
Okuduğunuz
için teşekkürler. Green’in diğer kitaplarını da yavaş yavaş yayınlayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder